AX Medya

Deyimler ve Atasözleri

Deyimler ve Atasözleri içeriğimizde siz kıymetli okurlarımızla, kültürümüzden doğup gelen deyim ve atasözlerimizi paylaşacağız. Deyimler ve Atasözleri, birbirleriyle benzerlik gösteren iki ayrı kavramdır. Bu kavramları şimdi sizlerle inceleyelim.

Deyimler ve Atasözleri

1.Deyimler

Deyimler, genellikle gerçek anlamından uzak, daha zengin ve etkileyici bir anlatım yapmak için söylenen kalıplaşmış söz gruplarıdır. Deyimlerin özellikleri aşağıya sıraladığımız gibidir.

  • Deyimler, “-mek, -mak” mastar ekleriyle biterler.
  • Deyimler, mecaz anlam içerirler.
  • Kalıplaşmış söz gruplarından oluşurlar.
  • Deyimlerimizi, istediğimiz şahsa ve zamana göre çekimleyebiliriz.
  • Bazı deyimler gerçek anlamlıdırlar.
  • Deyimlerin atasözlerinde olduğu gibi ders veya nasihat verme amacı yoktur.

Deyim Örnekleri:

Abayı yakmak: Aşık olmak, birisini çok sevmek anlamına gelir.

Açık kapı bırakmak : Sorunlar, problemler görüşülürken kestirip atmadan ileride anlaşma olabilecek şekilde sözler söylemek, uygun davranışlarda, tavırlarda bulunmak.

Ağzında bakla ıslanmamak: Sır saklayamamak, nerede ne söyleyeceğini bilememek.

Abdestinden şüphesi olmamak: Kötü bir iş yapmadığına emin olmak, kesinlik.

Abes kaçmak (söz): Söylenilen sözün ortama, konuya uygun olmaması.

Abesle iştigal etmek: Yersiz, yararsız, boş ve anlamsız şeylerle vakit geçirmek.

Aceleye getirmek (dara getirmek): 1) Bir işi gerektiği gibi yapmayıp, zaman darlığından yararlanarak birini aldatmak.  2) Zaman darlığı sebebiyle gereken özeni göstermemek.

Acemi çaylak: Toy, tecrübesiz, beceriksiz.

Acı çekmek /duymak : 1) Bedensel ağrı, sızı duymak. 2) Üzülmek, üzüntü içinde kalmak.

Acısı içine / yüreğine işlemek: Bir şeyin verdiği acı, üzüntü benliğinde derin iz bırakmak.

Acısını çekmek: Yapılan yanlış bir işin doğurduğu sıkıntı ve üzüntüyü yaşamak.

Acısını çıkarmak: 1) Acılığını yok etmek. 2) Önceden uğradığı maddî ve manevî zararı sonradan gidermek. 3) Öç almak.

Acı soğuk: Keskin, hoşa gitmeyen, çok üşütücü soğuk.

Acı söz: İnsanın gönlünü inciten, onuruna dokunan ağır söz.

Aç acına: Aç olarak, hiçbir şey yemeden.

Açığa çıkarılmak / alınmak: İşinden çıkarılmak, görevine son verilmek.

Açığa vurmak: Gizli, saklı bir şeyi herkese duyurmak, ortaya çıkarmak.

Açığı çıkmak: Saklamakla görevli bulunduğu para, eşya veya başka bir şeyin sayım sonucu eksik olduğu anlaşılmak.

Açığını bulmak: Herhangi bir işteki eksiği, hileyi veya zararı ortaya çıkarmak.

Açık alınla: Başarı, şeref, övünç ve dürüstlükle.

Açık bono vermek: Bir kimseye sınırsız, istediği gibi davranma yetkisi tanımak.

Açık fikirli: Olayları, gelişmeleri, yenilikleri iyi anlayıp gereği gibi karşılayan; düşündüğünü olduğu gibi söyleyebilen kimse.

Açık kalpli /yürekli: Samimî, içi temiz, içi dışı bir olan kimse.

Açık kapı bırakmak: Gerektiğinde bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak, ileriyi düşünerek ılımlı davranmak.

Açık konuşmak: Gerçeği sakınmadan, çekinmeden söylemek.

Açık seçik: Çok açık, çok belirgin, ayrıntılarına kadar görülebilen.

Açıkta kalmak (olmak): 1. İş ve görev bulamamak. 2. Yersiz yurtsuz kalmak. 3. kimilerinin elde ettikleri bir yarardan mahrum olmak.

Açıktan kazanmak: Ortaya hiçbir emek ve sermaye koymadan gelir elde etmek, para kazanmak.

Açık vermek: 1) Geliri, giderini karşılamamak. 2) Ortaya çıkmaması gereken şeyi farkında olmadan belli etmek.

Açlıktan nefesi kokmak: 1) Çok fazla yoksulluk içinde bulunmak. 2) Uzun zaman bir şey yemediği anlaşılmak.

Açmaza düşmek: İçinden çıkılması oldukça güç bir durumda kalmak. “Beni bu açmazdan ancak çocuklarım kurtarır.”

Aç susuz kalmak: Çok yoksul bir duruma düşmek, fakirlikten yaşayamaz hâle gelmek.

Adama dönmek: Hoşa giden bir duruma gelmek, düzelmek. “Kapılar, pencereler boyanınca ev adama döndü.”

Adamdan saymak: Değeri olmadığı hâlde bir kimseye kıymet vermek, saygı duymak.

Adam etmek: 1) Eğitmek, yetiştirmek, belli bir seviyeye getirmek. 2) Tamir edip kullanılır hâle getirmek, bir yeri düzene sokmak. “Bu arabayı eninde sonunda adam edeceğim.”

Adam evladı: İyi bir ailenin iyi yetiştirilmiş; özü, sözü doğru çocuğu.

Adam olmak: 1) Yetişip büyümek, gelişmek, iş güç sahibi olmak. 2) Onarılıp işe yarar hâle gelmek.

Adam / insan sarrafı: Tecrübesi sayesinde insanların iyisini kötüsünü çabuk anlayacak duruma gelmiş kimse.

Adam sen de (adam!): Bir işin önemli olmadığını, aldırılmaması gerektiğini anlatmak için söylenir.

Adam sırasına geçmek / girmek: Toplumda kendisine daha önce değer verilmezken, artık kendisine önem ve değer verilir olmak.

Adı batmak: Adı anılmaz olmak, unutulmak, sözü edilmez olmak.

Adı çıkmak: Kötü bir şöhret kazanmak.

Adı kalmak: Bir kimse veya şey ortadan kalktıktan, öldükten sonra adı dillerde dolaşır olmak.

Adı karışmak: İyi karşılanmayan bir olayla ilgisinin bulunduğu, o olaya karıştığı söylenmek.

Adım atmamak: Kesinlikle gitmemek, uğramamak, aramamak.

Bal dök yala: Her taraf temiz, her taraf dikkat çekecek kadar temiz. Tertemiz olduğunu ifade eder.

Baldırı çıplak: İşi gücü olmayan, serseri sataşmak için bahane arayan.

Baş ütülemek: Dırdır ederek kişiyi huzursuz etmek. Çok konuşmak.

Başının etini yemek: Bir konuda bıktırana kadar konuşmak

Burnundan getirmek: Yaptığına pişman etmek

Cami yıkılmış ama mihrap yerinde: Kadınlar için kullanılır. Yaşlandığı halde güzelliğini kaybetmemiş, hala alımlı.

Can kulağı ile dinlemek: Aşırı bir dikkat ile dinlemek.

Cebi delik: Cebinde para bulunmayan. Para tutmayan, eli çok açık olan.

Çamur atmak: İftira etmek, yalanlarla suçlamak.

Çantada keklik: Kolay elde edilir olmak.

Damarına basmak: Bir kişinin zayıf tarafına dokunup onu kızdırmak.

Damdan düşer gibi: Hiç beklenilmeyen bir zamanda, yersiz, zamansız.

Dış kapının dış mandalı: Uzaktan ilgili, ilgisiz denilebilecek seviyede olan.

Dili dolaşmak: Bir olayı anlatırken şaşırmak

Eceline susamak: Ölümle sonuçlanabilecek, çok tehlikeli işlere girmek.

El etek çekmek: O işle artık hiç uğraşmamak.

Fink atmak: Gönlünce gezmek, eğlenmek, çok neşelenmek, hoplayıp zıplamak.

Göbeği çatlamak: Bir işi öğrenmek için çok büyük gayret göstermek.

Göz atmak: İncelemek, araştırmak

Göz atmak: İncelemek, araştırmak

Gün görmüş: İyi günler yaşamış, önemli görevler yapmış, hatırı sayılır. Tecrübeli.

Hanım evladı: Nazlı, üstüne düşerek büyütülmüş.

Hapı yutmak: Kötü duruma düşmek.

Havanda su dövmek: Boş uğraşlarda bulunmak, Boşa çalışmak.

Irağı yakın etmek: Güçlükleri ortadan kaldırmak.

Isıtıp ısıtıp önüne koymak: Bilinen bir şeyi bir daha bir daha anlatmak.

İçli dışlı: Samimi, teklifsiz.

İçi içine sığmamak: Sevinmek, sevinçten çok heyecanlanmak. Çoşmak.

İçine ateş düşmek: Çok büyük bir acı içinde olmak.

Kanı kaynamak: Birden sevgi duymak, bağlanmak, sevmek, hoşlanmak.

Kara yazı: Kötü gelecek, kötü kader.

Kesenin ağzını açmak: Çok para harcamaya başlamak.

Kulağı delik: Etrafında olup biteni çabucak haber alan.

Kulağına küpe olmak: Başına gelen bir durumdan ders çıkarmak

Küplere binmek: Çok kızmak , çok öfkelenmek

Mahkeme duvarına benzemek: Utanması kaybolmak. Utanılacak şeyler söylendiği halde etkilenmemek.

Makbule geçmek: Beğenilmek işe yaramak.

Mart kedisi gibi: Çok çapkın, uçarı, azgın.

Masal okumak: Kandırmaya çalışmak, yalanlar söyleyerek kandırmaya çalışmak.

Nalları dikmek: Ölmek (Hayvan için) yahut kaba kimseler için.

Ne oldum delisi: Sonradan görmüş, şımarık, ummadığı zenginlik ve şöhrete aniden kavuşturmaktan aşırı derecede şımarmak.

Ocağına düşmek: Bir kimsenin yardımını dilemek.

Ok yaydan çıktı: Ahlaksız duruma gelmek, namusunu kaybetmek. Sokağa düşmek.

Oturduğu dalı kesmek: Çıkarlarını sağladığı kaynağa zarar vermek.

Ödü patlamak: Çok korkmak, ummadığı anda gelen bir etkiyle çok korkmak.

Öküz altında buzağı aramak: Fesat düşünce ürünü…alakasız sebeplerle umulmadık şeylerden şüphelenmek…ön yargılı, bencil ve birazda fesat kişilerin sahip olduğu bir özelliktir, hiç katlanılmaz

Pabucu dama atılmak: Gözden düşmek, eskisi gibi ilgi görmemek

Pabuç bırakmamak: Hiç bir şeyden korkmamak, çekinmemek, yılmamak.

Parmak ısırmak: Şaşırmak. Hayranlıktan şaşırıp kalmak.

Parsayı toplamak: Harcanan bir emeğin karşılığını almak. hak edileni almak.

Rayına oturmak: İşin yoluna girmesi, her şeyin güzel ilerlemesi.

Rest çekmek: Kesin olarak olmaz demek.

Ruhu duymamak: Yapılan işin hiç farkında olmamak, sezinlememek.

Saman alevi gibi parlamak: Birden kızıp köpürmek, çok kısa zamanda hırsı geçmek, kısa sürede öfkesi dinmek.

Saçını süpürge etmek: Birisi için her fedakarlığı yapmak, her şeye katlanmak.

Sıfırı tüketmek: Hiçbir şeyi kalmamak, bütün imkan ve gücünü kaybetmek. Son kalanı bile kaybetmiş olmak.

Sinek avlamak: İşi veya müşterisi olmadığı için boş oturmak. İşsiz kalmak. İşlerin iyi olmadığı durumlarda söylenir.

Şamar oğlanı: Herkesin kolayca sataştığı, dövdüğü, hıncını aldığı kimse.

Şeytan görsün yüzünü: O kimse ile birlikte olmayı kesinlikle istemiyorum. Onu sevmiyorum, görmek istemiyorum. Görmek istemediğimiz kişiye söyleriz.

Şifayı bulmak: Hasta olmak, hastalanmak, rahatsızlanmak.

Şom ağızlı: Olayları kötü yorumlayan, felaket haberleri veren ve verdiği haberlerin hakikat olmasından korkulan kimse.

Tabana kuvvet: Binilecek vasıta bulunamadığı için gidilecek yere yürümek.

Tahtası eksik: Sersem, budala, akılsız, akli dengesi yerinde olmayan.

Tamtakır kuru bakır: İçi bomboş, boşaltılmış, cebinde parası yok, züğürt.

Taş atmak: Bir kişiye söz dokundurmak, sitem etmek için söz dokundurmak.

Tereyağından kıl çeker gibi: Bir işi çok kolay olacak şekilde yapmak

Ucu ucuna getirmek: Ancak yetişir olmak, hiç fazlası olmamak.

Ulu orta konuşmak: Düşünmeden söylemek, rastgele söylemek.

Uzun hikaye: Konunun ayrıntıları pek çoktur. Anlatırsa çok uzun sürer.

Uzun boylu: Ayrıntılarını hesap ederek, etraflıca, uzun uzadıya.

Üç buçuk atmak: Korku içinde bulunmak. Korkmak.

Üstüne bir bardak su içmek: Bir alacaklının alacağından umudunu kesmek.

Üzerine tuz biber ekmek: Bir kimsenin acısına fazlalaştıracak, derdini derinleştirecek davranışlarda, hareketlerde bulunmak.

Verip veriştirmek: Ağzına, aklına gelen her şeyi söylemek. Ağır konuşmak, ileri geri söylenmek.

Veryansın etmek: Birinin hakkında atıp tutmak. O kişiye acımadan insafsızca saldırıda bulunmak, itham etmek.

Vız gelmek: Önemsiz görünmek. Aldırış etmemek, takmamak.

Volta atmak: Aşağı yukarı gidip gelmek, turlamak. Amaçsız dolaşmak.

Yağlı müşteri: Çok alış veriş yapan alıcılar, çok para bırakan kimseler.

Yan çizmek: Kendisine verilen işin sorumluluğunu kaldıramamak, sorumluluktan kaçmak.

Zılgıt yemek: Azarlanmak. Çokça paylanmak, nasibini almak gibi.

Zıvanadan çıkmak: Delirmek, akli dengesini kaybetmek anlamına gelir. Çok öfkelenmek, kızmak, taşkın hareketlerde bulunmak da denilebilir.

Zokayı yutmak: Aldatılmak ya da Zarara uğramak.

Zurnanın zırt dediği yer: Yapılmakta olan işin en önemli yeri, can alıcı yer.

 

 

2.Atasözleri

Atasözleri, cümle şeklindedirler. Topluma mal olmuş sözlerdir. Bir ders yahut öğüt verme amacı güderler.

  • Anonimdir.
  • Cümle şeklindedir.
  • Nasihat verirler.
  • Topluma mal olmuş sözlerdir.

Atasözü Örnekleri

Dağ ne kadar yüce olsa da üstünden yol aşar.

Davetsiz gelen döşeksiz oturur.

Darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz

Damlaya damlaya göl olur.

Deliye her gün bayram.

Demir tavında dövülür.

Eğilen baş kesilmez.

Eğri otur , doğru konuş.

Elden gelen övün olmaz , o da vaktinde gelmez.

El el için ağlamaz, başına kara bağlamaz.

El elin eşeğini türkü çağırarak arar.

Elin ağzı torba değil ki büzesin

Erinenin oğlu kızı olmamış.

Eskisi olamayanın yenisi olmaz.

Eşeğe altın semer vursalar yine eşektir.

Eşeğe “cilve yap” demişler tekme atmış.

Eşeğe semer yük değil.

Eşeği düğüne çağırmışlar, “ ya odun eksik, ya su”demiş

Eşek hoşaftan ne anlar.

Ev alma, komşu al.

Evdeki hesap çarşıya uymaz.

Fazla mal göz çıkarmaz.

Felek kimine kavun yedirir, kimine kelek.

Garip kuşun yuvasını Allah yapar.

Gelen geçer , konan göçer.

Gelen gideni aratır.

Geline “oyna “ demişler “yerim dar” demiş.

Gelini ata bindirmişler “ ya nasip” demiş.

Gemisini kurtaran kaptandır.

Gönül ferman dinlemez.

Gönül kimi severse güzel odur.

Gön yufka yerinden delinir.

Gören gözün hakkı vardır.

Görünen köy kılavuz istemez.

Göze yasak olmaz.

Göz var izan var.

Gurkun cücüğü güzün sayılır.

Gülme komşuna gelir başına.

Gülü seven dikenine katlanır.

Gün doğmadan neler doğar.

Güneş girmeyen eve doktor girer

Güzel bürünür, çirkin görünür.

Güzele ne yakışmaz.

Gönülsüz yenen aş ya karın ağrıtır ya baş.

Hamama giren terler.

Harman döven öküzün ağzı bağlanmaz.

Harman yel ile , düğün el ile.

Hasta yatan ölmez, eceli yeten ölür.

Hatasız kul olmaz.

Hazıra dağlar dayanmaz.

Her ağaçtan kaşık olmaz.

Her deliğe elini sokma , ya yılan çıkar ya çıyan.

Her horoz kendi çöplüğünde öter.

Her inişin bir yokşu vardır

Her işte bir hayır vardır.

Her kuşun eti yenmez.

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.

Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.

Isıracak it dişini göstermez.

İki cambaz bir ipte oynamaz

İki dinle bir söyle

İki el bir baş içindir.

İki karpuz bir kotuğa sığmaz.

İlk vuran okçu.

İnsan ayaktan at tırnaktan kapar.

İnsan beşer bazen şaşar.

İnsanı gam duvarı nem yıkar.

İnsanın adı çıkacağına canı çıksın.

İnsanın canı acıyan yerindedir.

İnsanın vatanı doğduğu yer değil doyduğu yerdir.

İnsanoğlu çiğ süt emmiş.

İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur.

İp inceldiği yerden kopar.

İşin yoksa şahit ol, paran çoksa kefil ol.

İşleyen demir pas tutmaz.

İşten artmaz dişten artar.

İt derisinden post olmaz.

İtle dalaşmaktansa çalıyı dolaşmak iyidir.

İti an, çomağı eline al.

İti öldürene sürütürler.

İt ite buyurur, it de kuyruğuna.

İt iti ısırmaz.

İt ürür, kervan yürür.

İyi dost kara günde belli olur.

İyi evlat babayı vezir, kötü evlat rezil eder.

İyi adam lafının üstüne gelir.

İyilik eden iyilik bulur.

İyilik et denize at, balık bilmezse Halik bilir.

İyi olacak hastanın doktor ayağına gelir.

Kabul olunmayacak duaya amin denilmez.

Kaçan balık büyük olur.

Kalkacağın yere oturma.

Kanı kanla yumazlar, kanı su ile yurlar.

Kan kus “ kızılcık şerbeti içtim” de.

Kara haber tez duyulur.

Kardeş kardeşi atmış yar başında tutmuş.

Karnı tok it gölgede yatar.

Katıra “baban kim” demişler; “dayım at” demiş.

Kaza, geliyorum demez.

Kazanırsan dost kazan,düşmanı anan da doğurur

Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez.

Kedi uzanamadığı ciğere murdar der.

Kefilin ya saçı ya sakalı.

Kelin ilacı olsa başına sürer.

Kel kız teyzesinin saçı ile övünür.

Kel ölür, sırma saçlı olur; kör ölür, badem gözlü olur.

Kendi düşen ağlamaz.

Keskin sirke küpüne zarardır.

Kılavuzu karga olanın burnu boktan ayrılmaz.

Kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar.

Kız evi naz evi.

Kızını dövmeyen dizini döver.

Kızın var, sızın var.

Kimsenin ettiği yanına kalmaz.

Kimse ayranım ekşi demez.

Kol kırılır yen içinde kalır.

Komşuda pişer, bize de düşer.

Komşu komşunun külüne muhtaçtır.

Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.

Kork Allah’tan korkmayandan.

Korkunun ecele faydası yoktur.

Koyun can derdinde, kasap et derdinde.

Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman

Çelebi derler

Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler.

Kör bıçak ele yavuz, kötü arvat dile yavuz.

Körle yatan şaşı kalkar.

Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur.

Kurunun yanında yaş da yanar.

Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.

Laf lafı açar.

Lafla peynir gemisi yürümez.

Leyleği kuştan mı sayarsın yazın gelir kışın gider.

Leyleğin ömrü laklaka ile geçer.

Lodosun gözü yaşlı olur.

Mal canın yongasıdır.

Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır.

Merhametten maraz doğar.

Meyveli ağacı taşlarlar.

Mızrak çuvala sığmaz.

Minareyi çalan kılıfını hazırlar.

Misafir umduğunu değil bulduğunu yer.

Nasihat istersen tembele iş buyur.

Ne ekersen onu biçersin.

Nerde hareket orda bereket.

Oğlan dayıya, kız halaya çeker.

Ödünç güle güle gider, ağlaya ağlaya gelir.

Öfke baldan tatlıdır.

Öfkeyle kalkan zararla oturur.

Ölenle ölünmez

Para dediğin el kiri.

Para isteme benden buz gibi soğurum senden.

Paranın yüzü sıcaktır.

Parayı veren düdüğü çalar.

Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.

Pilavdan dönen kaşığın sapı kırılsın.

Rahat ararsan mezarda.

Rüzgar eken fırtına biçer.

Sabah ola hayır ola.

Sabır acıdır meyvesi tatlıdır.

Sabreden derviş muradına ermiş.

Sabrın sonu selamettir.

Sağır duymazsa uydurur.

Sakla samanı gelir zamanı.

Sanat altın bileziktir.

Sayılı günler çabuk geçer.

Sen ağa, ben ağa bu ineği kim sağa.

Sona kalan dona kalır.

Son gülen iyi güler.

Son pişmanlık fayda vermez.

Sora sora Bağdat bulunur.

Söyleyene değil, söyletene bak.

Söz gümüşse, sükut altındır.

Sözünü bil pişir, ağzını der devşir.

Suçu gelin etmişler, kimse güvey girmemiş.

Su içene yılan bile dokunmaz.

Su testisi su yolunda kırılır.

Su uyur düşman uyumaz.

Sükut ikrardan gelir.

Sürüden ayrılanı kurt kapar.

Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer.

Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz.

Taş düştüğü yerde ağırdır.

Tatlı dil yılanı delğinden çıkarır.

Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış.

Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.

Terazi var tartı var, herşeyin bir vakti var.

Terzi kendi söküğünü dikemez.

Tereciye tere satılmaz..

Terziye “göç” demişler ,“iğnem başımda” demiş.

Tırnağın varsa başını kaşı.

Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır.

Ucuz etin yahnisi yavan olur.

Ummadığın taş baş yarar.

Üzümünü ye bağını sorma.

Üzüm üzüme baka baka kararır.

Vakit nakittir.

Vakitsiz öten horozun başını keserler.

Varını veren utanmamış.

Yarası olan gocunur.

Yalancının evi yanmış kimse inanmamış.

Yalnız taş, duvar olmaz.

Yanlış hesap Bağdat’tan döner.

Yarım elma, gönül alma.

Yaş kesen baş keser.

Yaş yetmiş iş bitmiş.

Yatan aslandan gezen tilki yeğdir.

Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.

Yemeyenin malını yerler.

Yerin kulağı var.

Yılanın başı küçükken ezilir.

Yılanın sevmediği ot deliğinin ağzında biter.

Yırtıcı (alıcı ) kuşun ömrü az olur.

Yolcu yolunda gerek.

Yuvarlanan taş yosun tutmaz.

Yuvayı yapan dişi kuştur.

Yüz verme arsız olur, az verme hırsız olur.

Zararın neresinden dönersen kardır.

Zenginin parası, fakirin çenesini yorar.
Zorla güzellik olmaz.

Deyimler ve Atasözlerinin Ortak Özellikleri

  • Kimin tarafından söylendikleri belli değildir.
  • Az sözle çok şey anlatmaktadırlar.
  • Her ikisi de mecaz anlam taşırlar. (Ama bu durum her zaman için geçerli değildir.)

Deyimler ve Atasözlerinin Farklı Özellikleri

  • Atasözleri cümle halindedir, deyimler ise -mek, -mak mastar ekleriyle tamamlanmış ancak cümle halinde olmayan sözlerdir.
  • Atasözleri her zaman için söylenebilir, kısıtlı bir zaman için söylenmez. Ancak deyimler ise anlık durumlarda kullanılır.
  • Atasözleri nasihat verici nitelikteyken deyimler ise böyle bir yapıya sahip değildir.
Yorum yapın